Hüsnü Şenlendirici ve Serkan Çağrı Nasıl Tanıştı? — Part 1 of 2

Turkish video transcript · August 20, 2026 · 04:05 AM · Whisper transcription
Türkçe

Şu anda çok keyifli ikinizi de dinliyorum. Genelde yıllar tecrübemle görüyorum, herkes birbirini aşağı çekiyor. Sizin bu kadar rakip olmayıp da, rakipsiniz aynı zamanda ama aynı zamanda da bu kadar iyi arkadaş olup bu kadar bu işi mütevazi bir şekilde götürmezsiniz nedeni ne?

Hüsnü Serkan'da ne buldun? Hiçbir şey bulamadım. Niye arkasından sallamıyorsun? İlk tanıştığımızda 12 yaşlarındaydık. Hem de o da Avrupa'da da çok çaldı. Türkiye'nin en iyi klanetçilerinden biriydi. Yarımdünya Hasan. Hasan Yarımdünya öyle tanınır. Gelibolu'ndan yetiştirmiş olduğu bir üstattır. Rahmet olsun.

Onun da oğulları, torunları iyi klanetçi oldular. Onun torununun sünnetinde biz karşılaştık Serkan'la. Ben babamla gittim, düğün çalıyorum ben. Bir tane küçük klanetçi var diyorlar. O da çalıyor, çok fena çalıyor. Kimmiş o diyorum ya? Serkan var bir tane çok. Geldi Serkan. Harbiden de ufak tefek o zaman böyle. Biz yaşıtız ama özgü benim. Abim gibi duruyor. Adam küçük ama bir çalmaya başladı.

Bakıyorum böyle. Nasıl yani? İlk defa dinliyorum.

O zaman tabii böyle sosyal medya ortamı bilmem yok. Biz bilmiyoruz yani nasıl çaldığını. Yarım saat sonra.

Çok bir sürpriz bu yani karşılaşmalar o zaman. Ben birkaç defa Keşan'a gittim. Onlara misafir oldum. Rahmet olsun Fevzi amca, Hacı abi.

Her fırsatta bizi yan yana getirecek bir organizasyon yapardı babam böyle. Bir şekilde zaten birlikte de çaldık. Kendi kendimize meşit ettik. Böyle bir o heyecanımızı da yaşadık.

Ondan sonra hayat mücadelesiyle hani niye bu zamana kadar çalmadık dersek o da bizim kabahatimiz aslında.

Ama bu dörtlü gerçekten güzel bir buluşma olacak İzmir'deki konser. Bence zamanı da çok güzel. Bizim artık misyonumuz kendimiz için tabii ki devam edeceğiz. Ama biraz arkadan gelenler, bizi takip edenler, bizden bir şey almak isteyenlere böyle onlara güzel şeyler verebilmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.

O yüzden. Çok güzel düşünüyorsun. Bir de şöyle çok güzel bir şey var. Önemli olan bu.

Dediğim gibi bütün müzik dallarında herkes birbirini yerken sizin arkadan gelenlere bu iş dostlukla da iki tane büyük ustanın, dört ustanın yan yana çok iyi çalabileceğini, hiç herkesin ekmeğini bir şekilde çıkartabileceğini gösteren bir ortamda yaratmanız o kadar değerli ki.

Çünkü mesela bu dört müzisyenin kendine göre bir yürüyüşleri ve ayrı bir lezzetleri var. Yani dördünü gözü kapalı neredeyse bütün klarnetçileri dinletin. Daha ilk on saniyede şu Serkan, şu Kirpi, şu Vasilis, şu Hüsnü diyebilirler. O çok önemli. Bir enstrümanı herkes çalabilir ama o enstrümanı kendi kimliğini verebilmek, tınını duyduğunda bu Hüsnü Şenlendirici'nin klarneti, Serkan Çağrı'nın klarneti dedirtebilmek de önemli.

Yani orada demek ki kendi rüştünüzü koyuyorsunuz imzanızı.

Aslında bir taraftan gençler için düşünüyorum. Bu adamlar hangi tavır çalacak? Çünkü bir tavır vardır. Üstatlarından öğrenirsin, feyiz alırsın ama sonradan artık kendi yoluna gitmen lazım ki senin de adın Ahmet ise mesela Ahmet bak kendi tarzını çalıyor dedirtmek gerekiyor.

Yoksa hep her zaman işte bak aynı şuna benziyor olarak kalabilir kişi.

Peki bunca yıl hiç rekabet olmadı mı aranızda? Olmaz olur mu ya? O rekabet neyi sağladı arkadaşlar biliyor musunuz? Bugün yine ona benzer bir muhabbetler ettik. O rekabetler bizim daha iyi şeyler yapabilmemizi sağladı.

Düşünebiliyor musun? Tek klarnetçisin mesela.

Tadı yok. Olmaz. Tadı yok diye öyle bir şey.

Yani onlar da güzel şeyler ürettiler. Albümler yapıyorlar, çalışmalar yapıyorlar mesela. Dinliyorsun, feyiz alıyorsun. Daha güzelini yapmalıyım diye. O rekabet de o tatlı güzel rekabet yani. Şık bir rekabet.

Birbirine arkasından sallamadan. Ya sallamışızdır de falan diyormuşum. Sallasanız bizim haberimiz olur.

Sinancığım şöyle bir şey var. Aşağı yukarı magazin dünyasının çok ortasında göbeğinde olmak istemediğimiz zamanlarımız da oldu. Ben grup leçindeyken mesela o eski isim vermek doğru olur mu? Televolu kültürünü çok iyi bilirim. O zamanları biliyorum. O zamanların içinden geçtik.

Gencecik çocuklardık 20 yaşında. Yani insan zaman içinde olgunlaştıkça, fikirleri olgunlaştıkça çok daha başarılı ve güzel işler yapıyor.

Gençliğinizde yaptıklarınızın tadını bile alamıyorsunuz.

Bizim aramızdaki en büyük rekabetimiz bak dikkat edilsin hiçbir şekilde ne malımız ne mülkümüz oldu. Mesleğimiz oldu. Yani mesleki olarak bizim bazı insanlar tarafından karşılaştırılmamız iyi mi kötü mü şeklinde. Ben iyi kötü olarak tabii ki çok tatlı bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü müzik yapan adam hep iyidir zaten. İyi bir şeyle uğraştığı için ona iyi ya da kötü demek çok sanata yakışır bir şey değil.

Dolayısıyla yani Hüsnü'nün yaptıklarından ben de feyiz aldım. Hepimiz birbirimizden feyiz almışızdı. Ve bu iş hakikaten dediği gibi çok önemli.

Baktığınız zaman bir sürü böyle şarkı söyleyen görürsünüz. Bugün yoldan ben hep şu örneği çok veririm mesela Hüsnü. Yoldan geçen birini çevirin mikrofonu uzatın öyle ya da böyle bir şekilde şarkı söyler. Ama bir enstrüman verin hemen çalamaz. Yani şarkı söylemekle enstrüman çalmak arasında çok ince bir çizgi var.

50 yıl geçse belki de öğrenemeyeceğiniz şeyleri yine öğrenemeyebilirsiniz. Enstrüman çok zaman isteyen üstünde sürekli bir futbolcunun nasıl kondisyonu sürekli yerinde olması gerekiyor. Bizim de aynı şekilde.

Bakıyorsunuz tabii insanlar bunun arasında iyi işleri bir kenara koyup ya o öyle yaptı bu böyle yaptı şu şöyle yaptı. Bu bize ne kazandırdı? Bize bir şey kazandırmadı ama iyi çalışmalar yapmamızı sağladı.

Zaman içinde yurt dışındaki konserlerimiz, festivallerimiz ne bileyim işte albümlerimiz. Aslında Türkiye'de bizim önümüzdeki büyük ustalardan biz bir bayrak aldık. O bayrak yere düşmeden o bayrağa devam ettiriyoruz.

Şimdi az önce çok güzel bir şey söyledi mesela Hüsnü dedi ki

English

Right now, I am enjoying listening to both of you, but generally, with my years of experience, I see that everyone pulls each other down.

What did you find in Hüsnü Serkan? I found nothing at all. Why aren't you talking behind his back? When we first met, we were about 12 years old, and he played a lot in Europe; he was one of the best clarinetists in Turkey, known as Hasan Yarımdünya, a master he raised from Gelibolu.

May he rest in peace; his sons and grandsons became good clarinetists too. I met Serkan at his grandson's circumcision, and I went with my father to play at the wedding, where they said there was a little clarinetist who played very well. I asked who that was, and they said there was a guy named Serkan, who was indeed small at that time, but he started playing.

I'm looking at it like this, how do you mean? I'm listening for the first time.

I don't really know about this social media environment, we don't know how he plays, and it's a surprise to encounter this after half an hour.

I've been to Keşan a few times and I was a guest there; may he rest in peace, Fevzi uncle and Hacı brother.

My father would always organize events to bring us together, and we played together in some way, experiencing that excitement.

Then, when we think about why we haven't played until now, that's actually our fault.

But this quartet will really be a beautiful meeting at the concert in İzmir, and I think the timing is also very nice; our mission now is to continue for ourselves, but I believe it's time to give beautiful things to those who are following us and want to take something from us.

That's why, you think beautifully, and there's also something very nice about this; what's important is this.

As I said, in all branches of music, while everyone is competing with each other, creating an environment where two great masters and four masters can play very well side by side, and where everyone can somehow make a living, is so valuable.

Because, for example, these four musicians each have their own way of playing and distinct flavors, so if you listen to all four of them with your eyes closed, you could almost identify them within the first ten seconds as Serkan, Kirpi, Vasilis, or Hüsnü.

This is very important.

From one perspective, I am thinking about the younger musicians; they need to understand what style they will play, because there is a style.

You learn from your masters and gain inspiration, but eventually, you need to find your own path.

If your name is Ahmet, for instance, it is necessary for people to recognize that Ahmet plays in his own style, otherwise, a person could always be seen as sounding the same.

So, has there never been any competition among you over all these years?

It has no flavor, and that’s why it can't be like that.

They have produced beautiful things, making albums and working on projects, for example, and you listen and get inspired, thinking that you should do something even better; that sweet, beautiful competition is quite elegant.

Without talking behind each other's backs, even if we might have done so, you would know if we had.

Sinan, there is something like this: there were times when we didn't want to be right in the middle of the magazine world, and I know those times well, having gone through them.

We were just young kids at 20, and as a person matures over time, their ideas mature, leading to much more successful and beautiful work.

You can't even enjoy what you did in your youth.

The biggest competition between us, pay attention, was never about our possessions or wealth; it was about our profession, and being compared by some people in a good or bad way, which I certainly don't think is a sweet thing.

Because a person who makes music is always good.

Therefore, I have also drawn inspiration from what Hüsnü has done, and this work is indeed very important, as he said.

If you look around, you will see many people singing, but if you give them an instrument, they may not be able to play it right away, which shows that there is a very fine line between singing and playing an instrument.

Even if 50 years pass, there are things you might still not learn, and playing an instrument requires a lot of time, just like a football player needs to maintain their condition constantly.

Of course, people tend to set aside good work and focus on how others did this or that, but what did this bring us? It didn't bring us anything, but it allowed us to do good work.

Over time, our concerts and festivals abroad, as well as our albums, show that we have taken a flag from the great masters before us in Turkey, and we continue to carry that flag without letting it fall.

Now, Hüsnü just said something very beautiful.